Çarşamba

bir zamanlar ben tedirginken

soğuk mutfakta sigara içip bir yandan artıksaymayıbıraktığımıncı kez Mülksüzler'i okurken karşımda bibuçuk metrelik boyuyla önce ailesinin tüm yükünü sırtlanıp köy yaşamının en ağır işlerini, "erkek" işlerini yapmaya başlayan, sonra da rolüne katlanabilmek için midir nedendir bilinmez, kadınlığını geride bırakıp erkek kimliğine bürünen bir zamanların Ü.sü, şimdinin 'Abo'su oturuyor. yıllarca hırpaladığı vücudu iflasın eşiğinde. sol tarafına felç inmiş. içini çekip "aah fani dünya, ah!" diyor ve ben kitabımı okumaya devam ediyorum. konuştuğu ender anlardan biri. ama benim ona söyleyecek sözüm yok. o da zaten bir cevap beklemiyor. hep daha bir erkek görünebilmek için belki, evin içinde dahi kasketinin altında kalan kısacık kesilmiş saçlarına kır düşmüş. henüz kırkına gelmemiş ama 100 yaşında bir oğlan çocuğuna benziyor tüysüz yüzü. yıllarca alt perdeden konuşarak boğduğu sesinde kadınlığa dair hiçbir şey yok zaten.
11 yaşımdayken köy yolunda Aşkale'ye uğrayışımızı ve onun arabaya binişini hatırlıyorum. onu ilk gördüğüm zamandı. ergenliğe yeni girmenin etkisiyle yakın davranan genç erkeklerden tedirgin olduğum zamanlardı. bir de şehirli kızın köye taşıdığı olağan kibir. mümkün mertebe uzak durdum ondan o yaz. sonra bir gün komşumuzdan süt alırken orada toplanmış kadınlar saflığımla çok, ama onun durumuyla daha çok eğlenerek bana Abo'nun aslında Abo olmadığını anlattılar. sonrasında hep gerçeği bildiğimi anlamasından korktum. o zaman öyle tanımlamasam da, benim ergen tedirginliğim onu bir parça da olsa olmaya çalıştığı şey kılıyordu. adını hatırlamadığım tüm o kadınlara acımasızlıklarından ve adaletsizliklerinden ötürü hala güceniğim. bir yandan da kendi namıma bu güceniklik. beni de henüz kabullenmenin yakınından geçemediğim bir noktada kadın olacaklığımla yüzleştirmişlerdir.
dayanışmanın bence en güzel kurgulanmış halini okurken işte bu insanın iç çekişine el uzatamıyorum. bana sıkıntı veriyor. hayatının ağırlığı nefesimi daraltıyor olur da aklıma düşerse. onunla konuşamıyorum çünkü ortak zemin bulamıyorum, aramıyorum. onun bir sözünü dinlemek, beni o vakıf olmadığım ve aslında olmak da istemediğim nedeni düşünmeye götürecek yeniden. küçücük bir köyde bir genç kızın, bütün o aşağılanmayı ve horgörüyü göze alarak cinsel bir tercih olarak değil, zorunlu bir kimlik seçimi olarak erkekliğini ilan etmeye sürükleyecek nedeni bilmeyi içtenlikle istemiyorum. bilirsem ben de bir parçası olacağım sanki. bilmeyince, başımı kitaba gömünce, ben aynaya bakıp saçlarımı düzeltir, ruj sürerken bana kilitlenen bakışlarını görmezden gelince her şey yolunda, her şey çok güzel.

3 yorum:

Enteldantel! dedi ki...

Tercih gibi görünen, böyle göründüğü için de acımasızca eleştirilen zorunluluklarla ilgili bir yazı yazacaktım. Yazmayayım, burada var artık.

verbumnonfacta dedi ki...

lütfen bağışlayın beni.
'artıksaymayıbıraktığımıncı kez' okuduğunuz mülksüzler bahsine takılıp kalmışken okuduğumu anlayamadım.
ikinci defada da aynı şey olunca affınızı istedim.

hibon dedi ki...

entel; ne de olsa bu yazı sadece tercih gibi görünen zorunlulukları, tercih gibi görmemenin ama ardına bakmanın da reddinin iması olmaya çalışıyor. keşke gerçekten adam gibi o zorunluluklarla ilgili yazmayı becerebilseydim. dolayısıyla ben yazıyı merakla bekliyorum.

verbum; Mülksüzler'in her bünyede farklı bir etkisi vardır elbet ama adı geçince bile şöyle bir duraklayan başka insanlar da olduğunu bilmek güzel. bir de şimdi bağışlayın (estağfurullah bu arada) deyince, Bağışlamanın Dört Yolu'na gitti benim aklım.