Pazar

kwak

ülkeyi baştan başa katedip en batıya, sınıra ulaştığım bir öğle vakti. üç kişi desteksiz ayakta duramayan küresel dipli kadehlerimizden beçika menşeili biralarımızı yudumluyoruz. iki sevgili bir de ben. ve elbette çakırkeyif kafalarımızla sonunda oraya ve buraya, kültürel dayatmalara ve herşeyin reddine, kadın ve erkek oluşa, farklılıklara ve belirlenmişliklere, yani tüm dünyada yüzyıllardır genç insanların üzerinde kafa yorup birbirlerini ateşli konuşmalarıyla kışkırttığı, çarpışan ve birleşen fikirlerle coştuğu, tartışmanın kendisinin bir zevk halini aldığı noktaya varıyoruz. ben, aslında örtük bir şekilde hep kadın tarafından dinlediğim ilişki etrafında dönen bu konuşmanın tehlikeli dengesi içindeki konumumu hemen kavrayamıyorum. biralar cinliğimden yemiş. aydığımda bir süre sesim soluğum çıkmıyor. ağzımı açtığım anda o ana kadarki aymazlığımın getirdiği tarafsızlıkan feragat etmiş olacağım. sonra bir bakıyorum ağzım benden habersiz bir şeyler gevelemeye başlamış. kadınlığım ağır basıyor. tarafsızlık kisvesi altında sürdürdüğüm konuşma, ilişkinin dişi kanadının beklentilerini eril kanada açıklamaya çalışan, kendimin bile pek ikna olmadığı bir takım cümleler ihtiva ettiğinden arada yolumu kaybediyor ve cevap vermeden ya da yeni bir örneklendirmeye geçmeden nce uzun uzun duraklıyorum. içimden aslanım, sen benim söylediklerime bakma diyor bir ses. inan ben de senin kadar şüpheyle bakıyorum sevdiğim insanı mutsuz kılmamak adına yalnızca onun diğer sevdiklerini tatmin etmesini sağlamak üzerine kurulu seçim görünümlü dayatmalara. kimse seni inandıramadığı gibi beni de inandıramaz kurumların bir parçası haline gelerek içeriden fethetmenin, dışında kalarak ve onları yadsıyarak değiştirmekten daha olanaklı olduğuna falan. ve hayır, erkekler çok yönlü düşünemedikleri için bir ilişkide fedakarlığın gerekliliğini anlamıyor değiller. hayır, sarsılmaz merkezlerimizle biz kadınlar bu konuda sizin vakıf olamadığınız bir sırrı rahmimizde taşımıyoruz. kaç aslanım. erken yaşta istemsizce soyun gerçek sürdürücüsü haline gelen bu kadınların ağızlarından dökülen cümlelerde vücut bulan, kendi içlerindeki karmaşadan bezdikleri anda sıyrılıp çıkan bu en işlevsel düşüncelerden kurtar yakanı. iki sevgilinin sesleri yükselmiş. bir anda dönüp biri benden açıkça hakemlik etmemi talep ediyor ne düşündüğümü meydan okurcasına sorarak. ben kafayı buldum, uyukluyorum, diyorum. birer bira daha alırız değil mi?

4 yorum:

togliatti dedi ki...

bu kadin erkek genellemeleri hakikaten sIkIcI oluyor... sanki bir suru mal var, ve bu mallarin ortak yanlarini tartismammiz, sonra da marketteki tavrimizi, arz-talep $eysini ona gore belirlememiz lazim gibi... 'curuk cikti' diyenler bunu $ikayet eylerken, kendi curuyu$lerinin bir farkina varabilselerdi... ke$ke.

hibon dedi ki...

bence işin asıl şaşırtıcı ama bir o kadar da sıkıcı yanı, herkesin kendini genelleme kolaycılığına kaptırıp, belli bir aşamada çakışan genellemelerin daha büyük genellemelere vardırılarak ortak bir paydada buluşturulması yoluyla işin içinden gizli bir utançla sıyrılabilme kıvraklığı. kendimi ayrı tutmuyorum elbette.

verbumnonfacta dedi ki...

bütün genellemelerin yanlışlığında (bizatihi bunun bile)en dogrusunun kişinin bildiği, istediği yoldan yürümesi olduğuna inanıyorum.
kendisi olsun herkes. gizli öznelerin, yığınların arasında ortak renge uyum sağlamasın.

hibon dedi ki...

yolu bilip bilmediğimiz bi yana, farklı olmak isteğimizle bile bir yığın oluştururken gizli özneye hiç gerek yok aslında.