Pazartesi

*

sigara içilmeyen bir evde neden parti yapılır ve daha da önemlisi ben o partiye neden iştirak ederim kısmını etrafıma boş gözlerle bakınarak sorgularken koridorda, mutfak kapısının önündeki grubun içindeki bir yüz duraklamama yol açtı. bunun küçük kasabamızın o güne kadar gördüğüm en dikkat çekici yüzlerinden biri olduğunu belirtmeliyim. kaç erkek bir anlığına da olsa bana sigara içme isteğimi unutturabilir ki?
kısa duraklama anım mutlu bir tesadüfle renklendi ve onun da tam o anda bana bakacağı tuttu. beni tanıyanların pek iyi bildiği işveli bakışlarımıdan birini attım ben de. yarım bir gülümsemeyle yavaşça başımı diğer yana çevirerek ama gözlerimi bir kırpımlık süre daha onunkilere takılı bırakarak. yanıbaşımda en az benim kadar sıkılmakta olan R. bir anda canlı bir konuşmanın girizgahını yapmamın asli sebebinden bihaber, hemen benim bu yeni ruh halime ayak uydurdu. ve ben kadınların görüş değilse de algı açısının daha geniş olduğunu kanıtlarcasına başımı hiç ondan yana çevirmeden bütün bir süre boyunca onun beni izlediğini bilerek R.'yi bol bol güldürdüm ve kendim de güldüm. ta ki ikinci bakışmaya kadar. fazla boşlamamak gerekir bu işleri.
R.'nin okulla ilgili sözlerini dinlerken cin toniğimden yavaş ve büyük bir yudum aldım. gözlerim onunkilerle buluştu ve R.'ye cevap verirken dahi bakışlarımı kaçırmadım. hemen ardından hızla ortadan kaybolmak zamanıydı. ben de kayboldum. zavallı R.'yi eline tutuşturduğum bardağımla yalnız bırakıp tuvalete doğru seğirttim ve fırsattan istifade makyajımı kontrol ettim. aslında parti başlayalı epey olmuştu ve sigara konusunda değilse de içki konusunda son derece zengin bir geceydi. kimsenin benim hafif dağılmış göz kalemimi, hele ki o loşlukta farketmesine olanak yoktu. gene de bana hüzünlü bir hava veriyordu ve ben hüznüme bir çeki düzen verip öyle çıktım dışarı.
mutfak kapısının önündeki ekip dağılmış, kimisi başka gruplara entegre olmuş kimisi ise içki almaya gitmişti. onu hemen balkonun yanında etrafına bakınırken görüverdim. kendisine birşeyler anlatan hırpani görünüşlü kızı dinler gibiydiyse de aklı başka yerdeydi ve ben o yerin benim olabileceğim muhtemel yer olduğunu umuyordum. R. bu arada ev sahibiyle konuşmaya dalmış, benim çantamı da yanına almıştı. sigara almak üzere çantaya davrandığımda o da benimle birlikte içmek istedi ama ben gizemli iletişim sistememimiz aracılığıyla onu biraz da meraklandırarak yalnız gitmek istediğimi hissettirdim. elinden aldığım bardaktaki pörsümüş limon dilimyle artık pek çekici görünmeyen cin toniğimi tazeledikten sonra balkona doğru kararlı bir şekilde ilerledim. yalnızca henüz çok uzaktayken kısacık baktım ondan yana. yanından geçip balkona çıktım. sigarayı yaktıktan sonra fazla beklememe gerek kalmadı.
ateşini alabilir miyim?
tabi.. şimdi bana partiden benim de mi sıkıldığımı sorman gerekiyor.
nasıl yani? dedi gülerek. ah bu Almanlar dedim ben de içimden.
bir film klişesidir bu. ya da gerçekte klişeleşmemiş olsa da biz Türkiye'de bunu karikatürler aracılığıyla yeni bir kalıba döktük.
ah demek Türkiye'den geliyorsun. peki hangi şehir?
o konuya hiç girmesek? senin gerçekleşmiş ya da gerçekleşmemiş İstanbul ziyaretin doğrultusunda ilerleyecek bir konuşma fazlasıyla sıradan olacak. zamanımızı harcamayalım. hem bak ben sana nereli olduğunu soruyor muyum? aferin bana.
ne sormalıyım?
o konuda yardımcı olamam. sadece ne sormaman gerektiğini söylemek konusunda iyiymdir. ateş isterken iyi bir başlangıç yapmıştın. klasik ama önü açık.
hm. sen de önümü tıkadın. oysa ben flörtün gidişatı konusunda kendime güvenimi kaybetmemiştim daha önce. o bakışlarla ve ses tonuyla güvensizliğe hiç gerek yoktu zaten. ben adilik ediyordum.
flört ettiğimizi kim söyledi?
etmiyor muyuz?
seni bilmem ama ben etmiyorum. çünkü flört edesek ben heyecanlanır ve şu elimdeki cini bol toniği hızla içiveririm.
bence bir sakıncası yok.
inan bana var. ya bana ayak uydurmak üzere sen de hızlanır ve sarhoş olursun ve akabinde benim senden sıkılmak için bir bahanem olur, ya da ben senden önce sarhoş olurum ve göz kapaklarım düştüğünden sen gözlerimin ne kadar kocaman olduğunu farkedip bunu dile getiremezsin. hızlı ama kötü bir telafuzla konuşmaya başlarım ve senin şimdi kulağa hoş gelen hafif Bavyera aksanın sarhoş bir ben için senin söylediklerini anlaşılmaz kılar. şimdi bana adını söyle. hayır dur, önce ben! ben hibon.
merhaba hibon. ben C. eğer sarhoş kafayla flört ediyor olsaydık bile gözlerinin ne kadar da büyük olduğunu atlamazdım sanırım. onunsa gülüşü gittikçe büyüyordu. muhteşem ve kocaman. iltifatını alçakgönüllü bir baş eğmeyle karşıladım ve ayakkabılarına bakıverdim göz ucuyla. tam olması gerektiği gibiydiler. çok yazıktı.
dans edemeyecek oluşumuz ne büyük bir kayıp.
istersen buradan kaçıp m18'deki partiye gidebiliriz. oradaki müziğin ve kalabalığın buna daha elverişli olacağı kesin.
yo, ben onu kastetmemiştim. koşullar uygun olsaydı da ben dans edemezdim. dün evde kendi başıma tüketircesine ettim zaten. içimde bir nebze dans kalmadı.
hadi ama, içini öyle kolay tüketemezsin. böyle şeyler söylememesi konusunda onu en başında uyarmalıydım.
ah evet, tüketemiyorum. ben istesem de tükenmiyor. o yüzden şimdi sigaram da bittiğine göre ortamı terk etmemin zamanı geldi.
gidiyor musun? neden? yeni bir sigara yak! sanırım az önce kalbim kırıldı. şaşırmış ve gerçekten de biraz hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyordu.
sigaraların ardı arkası kesilmiyor zaten. ama benim artık eve dönüp hüzünlenme zamanım geldi. sigara kadar kötü bir alışkanlık daha. bak şimdiden başladı etkisini göstermeye. aklım buradaki hoş gerilimden uzaklaşıp kanıksadığı karmaşaya geri dönüyor. düşüncemi dolduramadığın sürece seninle flört ediyormuş ya da bu durumda olduğu üzere etmiyormuş gibi yapmaya devam etmem sana, ama daha ziyade bana haksızlık olur. oysa çok mutlu olabilirdik. fakat şimdi seni yanağından bir kere kibarca öpüp sonra da uzaklaşacağım.
*
hoşçakal.

5 yorum:

togliatti dedi ki...

ne çok kulağa tanıdık gelen bir hikaye bu.

hibon dedi ki...

bir arkadaşım partileri flört etmelik eğlentiler olarak tanımlamıştı. itirazım üzerine flört etmen şart değil, olasılık yeter dedi. sadece hemcinslerinin olduğu içkili müzikli eğlenceye gerçekten parti diyebilir misin, desen de gider misin diye sorduğunda ben fazlasıyla uzun sustum.

togliatti dedi ki...

"son bakışta aşk" diyordu buna benjamin. partiler korkutur oldu aslında kendi adıma, herkesin sığıncağı olasılıklar birikimi gibi. kesinlik, mutlak nerede kaldı, usta? hep böyle 1-1 olsun istiyorum tüm kutlamalarım. ya da sevdiğim 2-3 güzel insan olsun sadece, daha fazlası sıkıcı. yaşlanma belirtileri belki.

hibon dedi ki...

valla ben 30'u geçene kadar dişimi sıkmaya kararlıyım. Alman kasabalarının ayrılmaz görseli fosforlu yeşil/pembe "Ü 30" parti afişlerini gördükçe içim cız ediyor. onlara katılmadan parti defterini kapatmak olmaz.

togliatti dedi ki...

cok ayip, cok. 30'a sunun surasinda 2 ay filan kalmisken, bunlari duymak, onaylandigini gormek cok kotu :) ah ah.